Yazar: Abdurrahman BULUT

Teknoloji geliştikçe mekanikleşen, makineleşen insanın değerler erozyonunu durdurmak ya da yavaşlatmak adına bugünkü yapay zeka üzerine önce bir bakış açısı ile bir tespit paylaşmaya sonra da bu tespite kavramsal (conceptual) seviyede bir mimari önerisi sunmaya çalışacağım.
Artık giderek yaygınlaşan YZ kullanımı göstermektedir ki, gerçek zekanın olduğu, kullanıldığı her alanda her disiplinde yapay zeka kaçınılmaz olarak bir kullanım alanı bulacaktır. O halde tarihte ilk defa yaşadığımız bir tecrübe olarak, bizden daha zeki makinelerle paylaşacağımız hayatımızın nasıl şekilleneceği kaçınılmaz bir sorgulama alanı haline gelmiştir.
“Ontolojiden bağımsız bir teknoloji yoktur” ifadesi temel bir teknoloji felsefesi olarak konferanslarımın ana eksenini oluşturur. Anlatmaya çalştığım ana fikir; bir insanın varlık felsefesi (ontolojisi) onun eylemlerine, yaptığı çalışmalara, ürettiği teknolojiye yansıdığıdır. Varlığa nasıl bakarsanız öyle dokunursunuz, öyle yaklaşırsınız. Bu, siz bunu kasıtlı olarak yapmasanız da gömülü (embedded) olarak bilinç altında çalışır. Her yapılanda ve her seviyede aynı netlikte görülmese de, dışa vurmasa da genel olarak insanın bundan bütünüyle bağımsız davranması mümkün değildir. Bunun bilim içinde geçerliği olduğunu ifade etmek isterim. Yine her disiplinde aynı derecede olmasa da genel olarak insanın bir çalışması olması dolayısıyla bilim de bu alanın içinde olmak durumundadır. Bu çerçeveyi detaylandırmak ve/veya temellendirmek bu yazının konusu değildir. Bu yazı, bu ana çerçevenin YZ deki dışa vurumunu irdelemek ve buna dönük bir öneriyi sunmayı amaçlamaktadır.
Yapay Zekanın kavramsal seviyede işleyişi veri kategorisinden bağımsızdır. GPT uygulamalarını ele alalım, dil modelleri kendilerine yöneltilen soruları işleme alırken ister matematksel bir konu olsun, ister tarım, edebiyat vb hangi alanda olduğundan bağımsız olarak aynı işlemi yapar.

Yukarıdan, kavramsal mimari üstteki gibidir. YZ nin üzerinden koştuğu verinin ideal olarak “Büyük Veri” kriterlerine uygun olması istenir.
Doğru algoritma ve işlenecek veri kalitesi YZ nin verimliliğini artırmada tartışmasız önemli etkenlerdir.
Burada YZ nin yaptığı işlem (çok özet olarak) istatistiksel dil tahmini yapmaktır. Token lara ayrılan cümle (ler) işlenirken bir sonraki kelimenin en yüksek olasılıkla ne olduğuna dayanarak bir metin oluşturulur (How Large Language Models Work?)(1).
Yapılan işlem için veri kategorisi ayırımı olmadığından herhangi bir konuda olduğu gibi ahlaki / değerlerle ilgili konular da aynı işlemden geçmektedir. “İyi” ve “kötü” kavramaları ya da benzer değer yargılarıyla ilişkili kavramlar da herhangi bir konu (örnek olarak tarımsal ya da kimyasal) ile aynı işleme tabi tutulur. Örnek olarak; bir çocuğu öldürmek verilerin çoğu “kötü” dediği için kötüdür, erişilen veri çoğunluğu, dominant veri, ahlaki ölçüleri belirler. Bir şekilde erişilen verilerin çoğunluğunda bir çocuğu öldürmek “İyi” olarak tanımlansa bu mimari onu iyi olarak betimleyecektir.
Geri çekilip biraz uzaktan baktığımızda bir ahlak felsefesi terminolojisi olarak bu mimari “öznel /subjectif ahlak” anlayışını yansıtmaktadır. Bu teknolojiyi, mimariyi kurgulayan düşünce modeli, bunu açıkca planlamamış olsa bile, öznel bir ahlak anlayışını YZ ye yansıtmıştır. Bu daha net bir ifadeyle naturalist, materyalist bir varlık algısının dışa vurumudur. Çünkü ahlaki değerlerle pisagor denklemi aynı kategoridedir, aynı mekanik işleme tabi tutulmaktadır.
İnsan zekasını, sinir ağları işleyiş modelinin benzerinin sentetik ortamda gerçekleştirilmesi YZ yi ortaya çıkardı. Bu insanın zeka yönünün (tam aynısı olmamakla beraber. Bilinç, anlama gibi kavramlarla irdelersek belki de oldukça farklı) makineleşmesidir. Ancak insan zekadan ibaret midir? İnsan(sı) olmak için zeka yeterli midir? Bugün gelinen nokta itibari ile insanlık kendisinin zeka özelliğinin bir benzerini, bir anlamda veri işleme ve karşılaştırma özelliğini dışarıda bir makineye aktarmayı başarmıştır. Ancak insan sadece bu yönden ibaret değildir. Erdem, ahlak, vicdan gibi özellikleri bir anlamda bu soğuk ve mekanik işlem tarafına bir canlılık katmaktadır (bilinç konusu da bu yazının alanı dışındadır). Biz bir ölçüde dışarı çıkarttığımız analitik tarafımızı sürekli kullanarak o yönümüzü güçlendirmektediyiz. Bu aslında bugünkü bütün bir teknolojinin insan üzerindeki etkisidir. Mekanik, analitik bir ontolojinin ürettiği sonuç kullanıldıkça insanı mekanikleştirerek değiştirmektedir. Makineler insanlaşırken, insanlar makineleşmektedir!
Bu noktada iHuman belgeselinin afişindeki cümleyi hatırlatmak isterim;
“First we create the technology, then it recreates us”
“Önce biz teknolojiyi yaratırız sonra o bizi yeniden yaratır”
Anlatmaya çalıştığımız etki YZ de diğer teknolojilerden daha yüksek düzeydedir. Çünkü YZ sadece insanın hayatını kolaylaştırmayı değil insanı taklit etmeyi ve çok daha ileriye geçmeyi de hedeflemektedir. Ve bu belli ölçüde gerçekleşmiştir (YZ de gerçek anlamda bir anlama olmasa bile).
Bu tespiti yaptıktan sonra yapmamız gereken YZ nin bu eksikliğini nasıl giderilebileceği üzerine düşünmektir. Şüphesiz bizim eksik gördüğümüz ve çözümü üzerine kuracağımız bakış açısı da bizim ontolojimizin (varlık felsefemizin) etkisinde olacaktır. Materyalist bir evren algısının geliştirdiği teknolojiye kendi kadim değerlerimizi nasıl yansıtabiliriz?
Tespit ettiğimiz eksiklik bütün verilerin kategori ayırımı yapmaksızın aynı işeleme tabi tutulduğunu hatırlarsak, bu bize çözümün ilk adımını verecektir. Öncelikle değer ifade eden, ahlaki tanımları öznel bir ahlaka değil nesnel bir ahlaka dağındırmak gerekmektedir. Hatta bu nesnel ahlakın temelde çevresel ve tarihsel süreçte değil yardılışsal bir kodlama ile geldiğini tercih eden bir bakış ile mimariye aktarılmalıdır. Şunu tekrar vurgulamak isterim ki evet bu bizim tercihimizdir, çünkü başta kullandığımız “ontolojiden bağımsız bir teknoloji yoktur” temel bakış açımızdır.
Şüphesiz bir çocuğu öldürmenin şuandaki veri setleri ile iyi çıkma ihtimalinden çok da endişe etmiyoruz. Denilebilir ki zaten bu örnek gibi bir sonucun çıkma ihtimali yok (en azından şimdilik, YZ nin ürettiği verileri kullanmaya başlayınca -ki başladı- bu big data yı ne kadar bu formatta tutabileceğimizi de ayrı bir tartışma konusu olarak not edelim). Ancak bu örnek kavramın anlaşılması için seçilmiştir, olay bu örnek kadar net, açık ve basit değildir. Anlatmaya çalıştığımızı güncel bir örnekle daha berraklaştıralım. Yale Üniversitesindeki, Colombia Üniversitesindeki öğrencinin karşılaştığı baskın sosyal medya ve haber verileri Gazze’de İsrail ağırlıklı bir veri setine sahip olmasına karşılık, göreceli daha az bir bilginin tetiklediği vicdan o öğrenciyi sokağa çıkarabiliyor. İşte teknolojide sentetik olarak yapmak istediğimiz tam da böyle bir şey.
Mimaride öyle bir değişiklik önerelim ki; verinin çoğunluğu vicdanın sesini bastıramasın, veri çokluğu ahlaki, değerlerle ilgili konularda söz sahibi olmasın. Bir noktada haber, veri ne derse desin vicdan gerçeği haykırabilsin, en azından temel ahlaki öğretilerle çatışan veri yoğunluğuna karşı temkinli yaklaşabilsin.
Madem makineleşmeyi durdurmamız imkansız, makineleşmeyi insancıl, insan doğasına, fıtratına uygun hale getirmeliyiz. Burada tercih ettiğimiz, kavramsallaştırdığımız kelime “Hanif” kelimesidir. Bu genel teknoloji felsefesi bakışımızı “Bu teknoloji hanif değildir” başlığının detaylandırılmasına bırakıp tercih ettiğimiz kavramsallaştırma ile YZ yi nasıl hanifleştirebiliriz? Sorusuna devam edelim.

Önerdiğimiz yaklaşım mevcut YZ mimarisinin yukarıdaki gibi genişletilmesidir. Öncelikle mekanik bir işlem olarak zekanın yanına değersel işlem ve kavramları işleyecek bir “Artificial Conscience / Yapay Vicdan” ın eklenmesidir. Bir anlamda insanın iç sesisini, vicdanını temsil eden paralel bir katman olarak mimaride yerini almalıdır. Yapay vicdanın eriştiği veri kaynağı büyük veri sistematiğini yansıtmaz. Daha küçük, daha günlük veri dışında, dışarıdan oluşturulan, bütün insanlığın (ademoğlu) ortak vicdani değerlerinin tanım altyapısını oluşturur, coğrafi ve kültürel öğelerden arındırılmış (ethical values değil moral values) veri altyapısıdır.
Tıpkı kadim değerlerimizin üzerine oturduğu ontolojimizdeki ahlaki (arapça kökeni itibariyle yaradılışdan gelen anlamında) değerlerimiz gibi. Ahlak kelimesi direk bir ontolojiyi üzerinde taşır (h-l-k kökü birincil anlamı olarak takdir anlamında olmakla beraber ikincil anlamı olarak insanın yaratılıştan gelen kökleşmiş doğası anlamındadır) (2) oysa moral velues veya morality böyle bir semantik detaya sahip değildir. Bu batı dillerinin üzerine kurulu olduğu düşünme sistematiğindendir. Antik yunan felsefesinde en temel kuram yoktan var, vardan da yok olmayacağı üzerinedir. Tanrı ezeli varlık olan evren (universe) üzerine hüküm sürer. Konunun felsefi temellerine fazla girmeden devam edersek, tercüme olarak ahlakın bir karşılığını kullanmak durumundayız ancak ahlak kelimesi tek başına değerlerin kaynağının yaradılış olduğunu söyler. Bunu sentetik olarak yansıtmak bu değerleri dışardan vermektir.
Mimaride bir sonraki önerimiz şekilde de görüldüğü gibi yapay zeka ve yapay vicdan paralel katmanlarının üstünde bir “Artificial Mind / Yapay Akıl” katmanının eklenmesidir. İnsan erişimi ya da diğer sistemlerin entegrasyonu bu seviyeden olmalıdır. Yapay zeka veya yapay vicdan katmanları sadece bir üst katmanla iletişimde olmalı dışarıyla değil.
Yapay Akıl katmanının fonksiyonu mekanik bir işlem olan zeka (insanda da benzer bir fonksiyona karşılık geldiğini düşünebiliriz) ile değerleri taşıyan Yapay Vicdan arasında son kararı vermektir. Tıpkı insanda olduğu gibi (ontoloji tercihimizdeki insan). Bazen haber ne kadar açık da olsa vicdan ya da kalbimiz bunu kabul etmez. Akıl böyle bir denge kurar. Burada “Akıl” kelimesini tercih etmemiz Kuran’daki akıl kavramı ile ilişkilidir. Kanaatimizce Kuran’nın akıl dediği sadece beyinsel, analitik bir fonksiyon değildir. Mekanik işemin ahlaki ve vicdani ölçülerle değerlendirip son hükmü veren katmandır akıl. Bugün günlük kullanımda bu biraz karıştırılmış gibi görünüyor (tamamen olmasa da). “Akıl” için ingilizce karşılığı olarak en yakın “mind” kelimesini tercih ettik.

Akıl, zeka (yerel, analitik bigi) ve vicdanın (aşkın bilgi) arasında (iki denizin buluştuğu yer — Musa Personası) ikisini de kullanarak doğru, isabetli hüküm verme fonksiyonudur (akl-ı Selim, ululelbab kavramları).
Yukarıda sunulan mimarinin insancıl olmak bakımından bugünkü YZ den çok daha hanif olduğunu, bununla beraber yukarıdaki tespite katılanların farklı mimari önerilerine de açık olduğumu belirtmek isterim. Bu önerinin şüphesiz çözümün son hali olduğnu iddia etmiyorum. Bu daha çok bir deneme niteliği taşır.
Artık teknolojinin salt teknolojiden ibaret olmadığı ve YZ ile ontoloji ilişkisinin kaçınılmaz derecede görünür hale geldiğini yinelemek isterim. Teknolojiyi olduğu gibi almak yerine mimari ve kavramsal (teknoloji felsefesi) çalışmalarının, yeni/alternatif kavramsallaştırmaların teknoloji üretimini şekillendirmesi ve yönlendirmesi gerektiğinin altını çizerek vurgulamak isterim. Kaçınılmaz olarak teknolojiyle gömülü olarak gelene karşı açıkça bir duruş, ve alternatif bakış açısı / felsefe geliştirmemiz gerekmektedir.
Yeni bir teknoloji felsefesi kaçınılmazdır.
(2) Ahlak Kavramı Üzerine Etimolojik ve Semantik Bir Araştırma





Yorum bırakın